Belki kahve dünyasında bunu söylemek biraz ayıp sayılır ama kalbimdekiler tam olarak böyle.
Chemex'in filtre kağıdı bile başlı başına bir macera.
Düz bir kâğıt gelir.
Önce onu doğru şekilde katlaman gerekir.
Yıllardır uğraşıyorum, hâlâ her seferinde "acaba bu taraf mı dışta kalacaktı?" diye düşünürüm.
Yanlış katlarsan zaten işin tadı kaçar.
Bir de özel filtresi yoksa...
"Ne olacak canım, V60 filtresi kullanayım" dersin.
Makine filtresiyle de olur sanırsın.
Sonra sıcak suyu dökmeye başlarsın.
Kahve ağırlaşır.
Filtre dayanamaz.
Ve bir anda bütün düzen, büyük bir ciddiyetle aşağıya çöker.
Kahve keyfi başlamadan sona erer.
Chemex'in başka sürprizleri de vardır.
Demleme bittikten sonra kupaya servis etmek istersin.
Ortadaki ahşap tutamaçtan tutarsın.
Yine de elin yanar.
Biraz acele edersen dökülür.
Biraz fazla eğersen sıçrar.
Bazen kahveden çok sürahiyle mücadele edersin.
Bütün bunlara rağmen Chemex'i seviyorum.
Çünkü galiba onun asıl yeteneği kahve demlemek değil.
Güzel görünmek.
Masanın üzerinde duruşu.
Camın sadeliği.
Ahşap detayı.
Işığı yakalayışı.
İçinden süzülen kahvenin görüntüsü.
Fotoğraf çekmek için ortaya çıktığında adeta başka bir şeye dönüşüyor.
Belki dünyanın en pratik demleme ekipmanı değil.
Belki en rahat kullanılanı da değil.
Ama kabul edelim...
Kahve dünyasının en fotojenik karakterlerinden biri.
Armağan Portakal